Malûmdur, ülkemiz bir “sınavlar ülkesi.” Şimdi birçoğunuzun “zaten hayatımız bir sınav” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Eğitim sistemimizin hemen her kademesinde sınavlarla karşılaşabiliyoruz. Bu sınavlardan biri ve birkaç gün sonra açıklanacak olan Kamu Personel Seçme Sınavı"nın (KPSS) öğretmen adaylarının hangi yeterliliğini ölçtüğünü anlayabilmiş değilim.
KPSS neyi ölçer?Süleyman BEYDİLLİ / Yeni ASYA
Öğretmen adayları için KPSS iki oturumda ve toplam 240 soru sorularak yapılıyor. Sorular içerisinde fakültede okutulan Gelişim-Öğrenme Psikolojisi, Ölçme Değerlendirme, Sınıf Yönetimi, Program Geliştirme gibi meslekî derslerden sorular var. Sınavın bu bölümüne (eğer KPSS doğru bir uygulamaysa) itirazım yok. Ancak bu meslekî derslerin yanı sıra Türkçe, Matematik, Tarih, Coğrafya, Anayasa ve Vatandaşlık derslerinden de sorular sorulmakta. İşte eleştireceğim asıl nokta da burası…
Ülkemizde liseden itibaren alan uygulaması yapılıyor. Genel olarak “sayısalcı, sözelci” ifadesiyle liselerdeki alan uygulamasını adlandırabiliriz. Lise yıllarından itibaren matematik dersini yeterince görmemiş ve üniversite yıllarında da alanı gereği bu dersle hiç muhatap olmamış bir Türkçe öğretmenliği adayını matematikle ölçmek hak mıdır? Ya da okuduğu alan fizik ya da kimya öğretmenliği olan bir genç, neden KPSS"de kendi alanıyla ilgili sorulara muhatap olmamaktadır?
Millî Eğitim Bakanımız Hüseyin Çelik, “KPSS ile yetişmiş öğretmen adaylarından en iyilerinin öğretmen olduğunu” belirtmişti geçtiğimiz günlerde. Yani bir Matematikçi genç Anayasa sorularını yapamadığı için sınavı kazanamadıysa kendi alanını da bilmiyordur anlamı mı çıkarılıyor? Veyahut Sosyal Bilgiler Öğretmenliği okumuş bir genç Matematik dersinde –yıllardır bu dersi görmemesinin etkisiyle- başarısız oluyorsa bu gencimiz kendi alanında yetersiz midir?
Bir mesele daha var ki; bunu da örnekle izah etmeye çalışayım. A alanında 8 bin öğretmene ihtiyaç var ve bu alanın KPSS sonucu atama taban puanı 60 oluyor. B alanında ise 15 öğretmen alınacak ve bu alanın atama taban puanı ise 97 oluyor. Düz bir mantıkla şunu söyleyebilir miyiz? 60 puanla atanan A alanının öğretmeni başarısız bir öğretmendir ömür boyunca başarısız öğretmen olacaktır. Ya da B alanından atanan öğretmenimiz 97 puan aldığı için başarılı bir öğretmendir diyebilir miyiz? Asla böyle bir tanımlama yapamayız! Çünkü KPSS adındaki adaletsiz bir sınava tabi tutulan bu gençler kendi yeterliliklerini gösterebilecekleri bir sınava girmemişler ki başarılı olup olmayacaklarını kestirebilelim.
Peki ya atanamamış öğretmen adayları? Onlar için ne demeli? 79 puan almış ve 81 taban puanı olan bir alanda ataması yapılmamış arkadaşımız “başarısız” bir öğretmen adayı mıdır? Bu öğretmen adayımız özel okulda ya da dershanede çalıştığında öğrencilerinin hemen hepsinin ilgili alanda başarılı olduğunu ve devlet okullarındaki çocuklardan SBS"de daha başarılı olduklarını görüyoruz. Haydi, bakalım çık işin içinden çıkabilirsen…
O halde Millî Eğitim Bakanımız “Ülkemizin ekonomik durumu şu anda açıkta kalan öğretmenlerimizi işe almaya yetmiyor, KPSS bir sıralama sınavıdır, kesinlikle öğretmenlerimizin alanlarıyla ilgili bir ölçüt değildir” demelidir. Böyle yaparsa Matematik, Anayasa veya Tarih dersinden başarısız olduğu için atanamamış birçok öğretmen adayına velileri ve çevreleri “başarısız” muamelesi yapmaktan vazgeçerler belki…