
Dava konusu maddeler ve Danıştay’ın kararı
a)Madde 11/(1)-ç : “Son üç yıllık hizmet süresi içinde, yöneticilik görevi olanların yöneticilik görevi adli veya idari soruşturma sonucu üzerinden alınmamış olmak” (Başvuru şartı)
Yorum: Hakkında soruşturma açılmış ya da karar verilmiş birisini yeniden yönetici yaparsanız o soruşturma ya da kararın hiç bir anlamı kalmayacağı gerekçesiyle Danıştay bu maddeyi yerinde görmüş ve yürütmesini durdurmamıştır. Bence de yerinde bir karardır. Bu durumda olanlar bu yönetmeliğe göre başvuru yapamayacaklardır.
b)Madde 12: Bu madde C tipi okul müdürlüğüne atanmak için 1 yıl, B tipi’ne 2 yıl ve A tipine 3 yıl yöneticilik görevi yapmış olmayı şart koşmakta olup, Sendika tarafından bu süreler az bulunduğu için dava edilmiştir.
Yorum: Danıştay bu süreleri makul bulmuş ve bu konuda verilecek karar idarenin işine müdahale olur gerekçesiyle reddine karar vermiş, yürütmeyi durdurmamıştır. Bence de çok yerinde bir değerlendirme yapmıştır. Zira bu ülkede dört yıllık fakülte mezunları direk hakim, savcı, kaymakam vs. gibi makamlara atanabilmekte iken kıytırık bir okul müdürlüğü için bu kadar deneyim şartı aranması her şeyden önce öğretmenlerin bitirdiği fakültelere hakarettir. Kaldı ki okul müdürlüğü ders programı ve öğretmen nöbetlerinin dışında hiçbir özerk yetkisi olmayan, sadece yukarıdan gelen emirleri uygulamaktan ibaret, yaratıcılık ve özel beceri gerektirmeyecek kadar rutin bir görev olduğu için bir yıllık deneyim bile bence yeterlidir.
c)Geçici 2. madde hükmünde yer alan “sınavların geçerlik süresi ile sınırlı olmak kaydıyla” ibaresi:
Yorum: Bu kararın en ilginç yönlerinden birisi, dolayısıyla da tartışmaya açık yönlerinden birisi sınav süresiyle ilgili ibare hakkında verilen ret kararıdır. Özellikle bu kararın gerekçesidir. Zira cümle aynen şöyledir: “ Dava konusu düzenlemeden önce yürürlükte bulunan Yönetmelikte(2004 Yönt.) öngörülen sınav şartını yerine getirerek Yöneticilik görevine hak kazananların haklarının, hakkın kazanılmasının dayanağı olan düzenlemede (2004 Yönt.) yer alan geçerlik süresi(2 yıl) ile sınırlı olarak korunmasında, hukuki güvenlik ve idari istikrar ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.”
Özetle demiş ki “2004 yönetmeliğinde müdür yardımcılığı sınavı için 2 yıl geçerlilik süresi olması hukuka aykırı değildir, normaldir.” Pek ala normaldir Sayın yargıçlar! Buna kimsenin itirazı da yok dava konusu edilen de bu değil zaten. Burada dava konusu olan bu normal sürenin Bakanlığın saçmalıkları yüzünden gasp edilmesi, çalınması, işletilmemesi, insanların hayatından iki yıl çalınmış olması ve yine bu saçmalıklar yüzünden mağdur olan insanların haklarının korunmasıdır. Ama gelin görün ki bu konuya hiç değinilmemiş, adeta gözden kaçmış ya da konuyu yeterince idrak edememişler ve eksik bir karar vermişlerdir. Bu durumda şu an son başvurularda başvuru yapmamış olan sınav kazanmış olan arkadaşlara üzülerek geçmiş olsun demekten başka söz kalmıyor.
d) Ek-2 Yönetici Değerlendirme Formu: Bu madde birkaç alt başlık altında değerlendirilmiş, sadece üç kalem hakkında hukuka aykırılık saptanmış ancak ek-2’ nin tamamı dava konusu olduğu için otomatikman bu kararla “yürütmenin durdurulması istenilen Form'da bu haliyle … belirtilen hususlar yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır.” şeklindeki ifadeyle 08.08.2008 tarihinden önceki davaya konu olan Ek-2’nin yürürlüğü durmuştur. Burada dikkat edilmesi gereken noktaları ise şöyle sıralamak mümkündür.
Hukuka aykırı bulunan kalemler:
1-Teşekkür Belgesi: "her teşekkür belgesi için (3) puan" ibaresi ile puanlamaya tabi tutulan teşekkür belgesinin gerçek anlamda hak edilmiş bir belge niteliğinde olduğuna güvence olma anlamında; bu kısmın, belgeyi verecek amir yönünden, takdir belgesinde olduğu gibi sınırlandırılması gerekirken, kayırma amacıyla istismar edilmesini kolaylaştırıcı biçimde kapsamının genişletilmesinde hukuka uygunluk görülmemiştir.
Yorum: Bu cümle de yine “ödül, ödül verilmesi amacına hizmet eder, alan kişinin gururunu okşar içsel olarak işine motive eder, yaptığı işi daha da iyi yapmasını sağlar, yahut da maaş ödülü ile parasını alır çatır çatır yer, ödül ile yöneticiliğin hiçbir ilgisi olamaz” şeklinde olması beklenirken, kendi içinde çelişkilerle dolu bir gerekçedir. Zira özetle diyor ki tıpkı takdirde olduğu gibi bari sınırlama getirseydiniz, bu kadar çok olması istismara neden olur, gerçekten hak edip etmediğine şüphe düşürür falan…Peki bu durumda sormazlar mı yasaların teşekkür verme yetkisi verdiği kaymakamların potansiyel suçlu olduğuna karar verme yetkiniz var mı? Yahut yürütmenin işine karışmış olmuyor musunuz? Yasanın verdiği aynı yetkiyi vali kullansın kaymakam kullanmasın demek nasıl bir hukuk mantığı? Kısaca hiçbir ödül yöneticiliğin ön şartı olmamalı, hiç ilgisi de yok zaten dolayısıyla bu kalem de olduğu gibi sadece teşekkürün değil tüm ödüllerin yürütmesinin durdurulması beklenirken sadece teşekkürün durdurulmuş olması bir eksikliktir.
2-Vekaleten/ Asaleten Yöneticilikte geçmiş olan süreler: “ ….vekaleten ve görevlendirme biçiminde atananlar ile asaleten atananlar arasındaki bu puan farkının makul seviyede tutulmamış olması nedeniyle hukuka uygunluğundan söz etmek imkansızdır.”
Yorum: Daha önce bir mahkeme kararında “Vekaleten yöneticiliğin, yöneticilik görevi sayılamayacağı” belirtilmiştir. (Bu kararı şimdilik bulamadım kaynak olarak gösteremiyorum, bulmaya çalışacağım, benden önce bulan arkadaş olursa bu forumda yayınlarsa sevinirim). Dolayısıyla tamamen yok sayılması gerekirdi. Puan farkının makul düzeyde tutulması bile bence eksik bir karardır. Zira ahbap-çavuş kapısını aralayan başlangıç noktası burasıdır. Ayrıca bu kapıdan girdikten sonra nasıl olsa er ya da geç asaleti de alırım düşüncesiyle haksız bir şekilde insanları geçici ya da vekâlet görevlerine teşvik etmektedir. Bu kalem hakkında verilmiş olan hukuksuzluk kararı yerindedir ama eksiktir.
3) Öğretmenlikte geçen süreler: Yönetici Değerlendirme Form'unun öğretmenlikte geçen sürelerin her bir yılı için (0,1) puan öngörülmesine gelince; Form'un diğer kalemlerinde yer alan ölçütlerle kıyaslandığında, davalı idarenin mesleki deneyimi ihmal edilebilir bir ölçüte indirgediği anlaşılmaktadır. Form'da yer alan kalemler bir arada ele alındığında, 30 yıllık mesleki deneyimle elde edilen puanın, bir teşekkür belgesine verilen puana karşılık gelmesi de; ölçme ve değerlendirmenin amacına uygun düzenleme yapılmadığını doğrulamaktadır.
Yorum: Bu gerekçeye göre 30 yıl öğretmenlik yapmış ve tükenmişlik sendromu yaşayan öğretmenleri idareci yapmanın doğru olacağı yolunda bir gerekçeye dayandırılmış ki bence tam tersi olmalı, bu konuda eşitlik ilkesi ve fırsat eşitliği dikkate alınarak bu görev gençlere açık tutulmalıdır. Dolayısıyla gerekçe bence yanlıştır öğretmenlikte geçen sürelere hiç puan verilmemesi daha uygundur.
Ek-2 ile ilgili diğer gerekçe ve değerlendirmeler:
“İdare, eğitim kurumu yöneticisi olacakların tespitinde, ilgililerin bilgi düzeyini belirleme aracı olan yazılı sınav usulünü kullanabileceği gibi, yöneticilik vasıflarını ölçme ve değerlendirmeye ve bu vasıfları açığa çıkarmaya elverişli farklı araçlar geliştirme konusunda takdir yetkisine sahiptir.”
“Öncelikle, Yönetici Değerlendirme Formu ana başlıkları itibarıyla ele alındığında, …..ölçmede seçilen aracın ölçme ve değerlendirme tekniğine uygunluğu ve ölçülmek istenen vasıfları açığa çıkarmaya elverişli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.”
Yorum: Bu gerekçelerle bilirkişi raporu olmadan bir hâkimin masa başında yazması sonucu karar verilmişse vay adaletin haline! Zira ölçme değerlendirme bilimsel bir alandır ve bu konu üniversitelerde okutulan ders olup, yalnızca uzmanlarının hakkıyla bileceği, herkesin kolay kalay anlayamayacağı kadar da karışık bir konudur. Dolayısıyla Ek-2’nin ölçme değerlendirme tekniğine uygun olduğunu hangi bilimsel veriye ya da bilirkişi raporuna dayandırarak karar verdiğini de belirtmesi daha aydınlatıcı olurdu bence. Özetle Ek-2’ nin ölçme değerlendirme kriterlerine uygun olduğunu söylemek bir hakimin alanını aştığı gibi, böyle bir şeyi bilirkişi raporuna dayandırmadan ciddi bir mahkeme kararına yazmak bilime saygısızlıktır ve hukuk devleti esprisine de aykırıdır kanaatimce. Sonuç olarak bu cümlelerle Ek-2 ile de seçme yapılabileceği vurgulanarak sınavsız yönetmeliğin önü açılmış, tam da bakanlığın istediği gibi ahbap-çavuş atamalarının devamına karar verilmiştir.
Ayrıca Eğitim Yönetimi alanındaki yüksek lisans ile takdir puanını 5 puan olarak eşit tutan ve diğer alanlardaki yüksek lisans ile teşekkür puanını 3 puan olarak eşit tutan düzenlemeye mahkeme kararının hiç değinmemiş olması, evlere şenlik bir durum olduğu gibi bilime olan saygısızlığın ve bu yöndeki teşvik unsurunun ortadan kaldırılmasının da kararı verilmiş oldu. Bu durum bilimi her şeyin üstünde tutun çağdaş dünya ile bütünleşmek isteyen Türkiye’nin bir ayıbı olarak da tescillenmiş oldu.
SONUÇ:
1) 08.08.2008 tarihinde yapılmış olan Ek-2 üzerindeki değişiklik her ne kadar içerik olarak sadece kaymakamların vermiş olduğu teşekkür belgesini konu alan bir cümle üzerindeki değişikliği kapsamakta olsa da hukuk tekniği açısından tüm Ek-2 Değerlendirme formunun değiştirilmesi şeklinde Resmi Gazete’de yayınlandığı için Bakanlıkça şeklen tamamı değişmiş gibi yasal işlem görmesi muhtemeldir. Bu durum “hile-i şeriyye” kabilinden bir hukuk aldatmacası olup, hukuku ve yargı kararını işlevsiz kıldığı için ve bereket ki bu konuda Eğitim Sen tarafından dava açıldığı için çıkacak olan karar da şimdiden belli olduğu için uzun vadede, gerçekte uygulama şansı bulamayacaktır; ancak yine de 08.08.2008 tarihinden önce yapılmış olan atamalar geçersiz; sonra yapılmış olan atamalar ise (varsa) geçerlidir gibi bir garip durum ortaya çıkmaktadır. Ancak her halükarda bu tarihten önce yapılmış olan atamaların –toplu iptal kararı gereğince- kendiliğinden düşmüş olacağı, doğmamış kabul edileceği için bakanlık her hangi bir davaya, müracata gerek kalmadan bu atamaları geri almak zorundadır. Bence bununla da kalmayıp deve kuşu gibi kafasını kuma gömüp, yaptıkları körlüğün bu ülkeye, bu devlete zararını hesap etmekten aciz, sonucunu herkesin bildiği bu kararı beklemeden atama yapmış olan valiliklerin (MEM Müdürlüklerinin) de haklarında yasal işlem yapılmalıdır.
2) Bu karar 21.07.2008 tarihinde verildiği halde ve dava dilekçesinde memur eliyle ivedilikle tebliğ edilmesi istemli olduğu halde, aradan 21 gün geçmiş olmasına rağmen hala tebliği edilmemiş olması (Kamuoyuna yansıyan yönüyle) yargı çarkının ne hazin bir işleyiş içinde olduğunu ve bu kararın bağlayıcılığı için karar tarihinin değil de tebliğ tarihinin geçerli olması nedeniyle bu faturanın da Ek-2’ deki değişiklik gibi ne garabetlere neden olduğunun tipik bir örneğidir.
3) Bu karar başvurusunu yapmış olan sınavcıları uzaktan yakından hiç ilgilendirmediği için olumlu ya da olumsuz herhangi bir etkisi olmayıp durumlarında bir değişiklik yaratmayacağı için -eğer bakanlık bahaneyle bir cinlik yapmazsa- bu durumda olan ve başvurusunu yapmış olanlara hayırlı olsun demek; başvurusunu bir şekilde yapamamış olan sınav kazanmış olanlara ise üzülerek geçmiş olsun demek uygun düşmektedir.
4) Şimdiden sonrası için ise muhtemelen bakanlık geçenlerde yaptığı gibi Ek-2 üzerinde bu karara uygun rötuşlarla değişiklik yapmak suretiyle kaldığı yerden ahbap-çavuş atamalarına tam gaz devam eder diye düşünmekteyim.
Sonuç olarak ise bu kararla sınavsız yönetmeliğin icazeti verilmiş, bunca mücadele gerçek meyvesini veremeden dondurulmuş ve nihayet bu hengâmede başvuru yapmış olan sınavcılar kazanırken Türkiye kaybetmiş oldu.
Analiz76