Okul Müdürlüğünde,Sȋne-i MilletŞinasi Yıldırım
sinasi-yildirim@hotmail.com
10 Şubat 2012 Cuma 21:57
Eğitim kurumları yöneticilerinin atama ve yer değiştirmelerine ilişkin yönetmeliğin yayımlanmasının ardından, sürece yönelik takvim açıklanmış ve uygulamaya konulmuştu. 09/02/2012 tarihinde ise,atama sonuçları (İstanbul) açıklanmıştı.
Sonuçların açıklanmasından sonra,atanan okul müdürlerinin yaşadıkları,yaşayacakları veya yaşamaları muhtemel duygu öbeklerine dair hususları,senaryolaştırmak istedik. Atanan ve yeni atanan okul müdürlerine başarılar dileyerek;hazırlamış olduğumuz senaryoyu, paylaşalım.
İlk gün;yoğun bir telefon trafiği…Tebrik mesajları. İnternet sayfaları üzerinden ismini tekrar tekrar okuma safhaları…
İkinci gün;kimler hangi okula atanmış; kimler atanamamış meraklı sorularına cevap aramakla birlikte, tercih isâbetlerine yönelik değerlendirmeler,”torpil” serzenişleri ve daha iyi bir okula atanma beklentisinin hayal kırıklığı başlar.
Üçüncü gün;yeni atanılan okulda göreve başlamanın dayanılmaz câzibesine yenik düşülür. Bir an önce devir-teslim işlemlerinin başlanması gerektiğine dair sabırsızlık atmosferi içinde,Atama Kararnamesi beklenir.
Atama Kararnamesi’nin okula ulaşmasından sonra, mazbatasını almaya giden vekil edası ile gidilir yeni okula.
Yüksek perdeden kartvizit takdim edilir. Tanışma faslından sonra,çay,kahve ikramları başlar. Kapı aralığından yeni müdürü görme merakını gizleyemeyen personel başları görülür. ”Daha gençmiş,yüksek puanla gelmiş” gibi sözler,sadece kulağı değil ruhu da mest eder.
Mutluluk hormonunun etkisi ile vücut koltuğa daha da bir yayılır. Kalkıp, eller arkada, pencereden şöyle bir aşağı bakmak,bahçede nöbet tutan var mı yok mu bir kontrol etmek,bahçedeki tüm başların kendisine çevrilmesini sağlayarak ”otoriter müdür” portresini de ilk günden tamamlamış olmak içgüdüsüne yenik düşülür.
Devir teslim işlemlerinin bitmesinden sonra, yapılacak işler listesinin birinci sırasına Öğretmenler Kurulu Toplantısı eklenir. Toplantı yönetimi ile ilgili internetten birkaç doküman arayışı başlar. Kurul toplantısı gündeminde olmamasına rağmen okulun iş ve iş akışına yönelik “şuna hiddetlenir,şundan hoşlanırım” kabilinden otoriter tahlil cümleleri,konuşmanın arasına ustaca sıkıştırılarak yeni bir dönemin başladığı hissettirilir.
Artık,yeni kazıtılan kaşenin, matbu evraklara, ad soyad ve ünvanı nakşedecek siyah mürekkebini doldurma zamanı gelmiştir. Hatta,yeni imza denemeleri bile başlamıştır. Öğretmen Nöbet Defteri’ne, çizgi ve desenlerinde karizma barındıran afili bir imza kondurulacaktır.
Bir haftalık süre içinde okulun bölümleri gezilecek,idarî personelden bilgiler alınacak;eksiklikler hakkında neler yapılacağına dair yol haritası belirlenecektir. İlk önce müdür odasından başlanacaktır. Bu arada, vedalaşmak için ”efsane müdür” edası ile eski görev yerine gidilecektir.
Yeni görev yapılan okula yakın kiralık ev bakılacak. Bunun için, emlâkçı veliler araştırılarak,uygun fiyata bir ev tutmanın hesapları yapılacak.
İlk görev yerine,yeni çevre ve çehrelere âşinalık dönemi; resmî evrak sevkiyatının ve yapılması gereken işlerin tüm hızı içinde eski-yeni tanımadan bitecektir. Eskilerin deyimi ile, “cicim ayları” çabuk geçecektir.
Çocuklar ve aile hatırlanacak. Eve biraz daha fazla zaman ayırmanın reçeteleri aranacak.
Tüm bu yoğun tempo içerisinde,yapılan işlere muhalif bir kitle de olacaktır. Her yapılacak icraatın karşısında mutlaka bir direnç kitlesi ile karşılaşma sürprizine rağmen yılmadan yola devam kararı alınacaktır. Bu direnç, bazen personel tarafından bazen velilerden bazen de çevreden gösterilecektir.
“Meslekte aslolan öğretmenliktir” ya da müdürlüğün sȋne-i milleti de öğretmenliktir cümleleriyle,hâlet-i rûhiye dâima canlı tutulacaktır.
Nihayetinde,gelecek zamana dönük muhasebeden, “zararın neresinden dönersem,kârdır” atasözünün rehberliğinde ,muhtelif arayışlar başlayacaktır.
Meslekte kıdemli okul müdürleri ile fikir alış verişleri başlayacak. Onların, bu saatten sonra, sınıf yönetimine adaptasyonun zor olacağına ve öğretmenliğe dönüşün yakın çevre tarafından sorgulanacağına dair kaygıları ile “attan inip,eşeğe de binilmez!” türü tavsiyeleri her fırsatta beynin labirentlerini zehirli bir yılan gibi dolaşacaktır.
İdealizmin, gerçekle savaşı her geçen gün biraz daha şiddetlenecek, ”Bir okul,ancak müdürü kadar okuldur.” sözünün doğruluk payı test edilecektir. Sonu,sel-sal ile biten liderlik kuramlarıyla, yine okul yönetimine uyarlanmış bir çok liderlik tiplemeleri arasında, mevcut statü sorgulanacaktır.
Sorumluluk ile yetki, emek ile ücret, toplumsal statü ile değer, iş doyumu ile stres gibi tezat enflasyonu kavramların mukayesesinin müşterek neticesinden; ”kendim ettim kendim buldum.” serzenişi ve “keşke” ile başlayan cümleler serisi,pişmanlığın doruklarında dolaşıp duracaktır.
Şinasi YILDIRIM
Doğan ULUSOY2012-02-24 14:54:08
Güzel bir yazı. Çalışmak lazım.
mudur2012-02-17 21:39:55
Hocam çok güzel bir tahlil yapmışsın... Ağzına sağlık bu cümleleri cımbızla mı çektin Allah aşkına... Devamını bekliyoruz...
Realist2012-02-11 02:34:27
Şimdiye kadar rastladığım idarecilerin(Müdür-müdür yard.)%95'inin konumundan şikayet ettiğini duydum fakat istifa edeni görmedim!İlginç değil mi?
Ben müdür yrd.oldum,fakat bende hem bana zulüm yapıldığını,hem de vatandaşa zulme zorlandığımı düşüncesi oluşmaya başlayınca derhal istifa ettim...Şimdi Kurumun hiçbir kademesinde idarecilik düşünmüyorum...Bakanlık olsa bile... (Yüksek lisansın bile bir işe yaramadığı bir kurumum var; bir de doktora ile mi uğraşacağım!Artık herşeyi Şaşkın şaşkın izleyerek işime bakıyorum).